M. Sami Kirazoğlu Hatıralar-5 | Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazretleri
09 Åžubat 2026

M. Sami Kirazoğlu Hatıralar-5 | Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazretleri

M. Sami Kirazoğlu Hatıralar-5 | Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazretleri

1. "Benim dedem, annemin babası, Sami Efendi Hazretleri'dir. Soyadımız ondan gelir. Babamdan dolayı benim soyadım KirazoÄŸlu. Ondan mimarinin yanı sıra, eÅŸkâl atışı, gemici düÄŸümü gibi birçok pratik ve geometrik bilgiyi küçük yaÅŸta öÄŸrendim."
2. "O manevi büyük bir zattı. Hayvanlar bile onun huzurundaydı. Mesela evimize gelen bir kedi, mutfaktaki yemekleri deÄŸil, karşısına oturup onu seyretmeye gelirdi. Sanki bir rabıta hali gibiydi. Bu bir kez deÄŸil, hep böyle olurdu."
3. "Aile içindeki edebi müthiÅŸti. Harem-i Åžerif'te iken dört katlı bir villada kalıyorduk. Arada bir iç kapı vardı. Annem, bizim tarafa geçeceÄŸi zaman bile, 'Ben Mahmut'un tarafına geçiyorum' diye izin alır, elini öperdi. Bu nasıl bir aile hukukuydu?"
4. "Erenköy'de otururken, sabah 7.32 treniyle iÅŸe gider, akÅŸam 4.22 treniyle dönerdi. Çok varlıklı bir ailenin tek varisi olmasına raÄŸmen, mirası elinin tersiyle itmiÅŸ, sadece bir tüccarın muhasebesini tutarak mütevazi bir hayat sürerdi. Hukuk fakültesini birincilikle bitirmiÅŸti."
5. "Bir gün bahçemize, ayağı kırık bir kurt köpeÄŸi geldi. Hemen onu alıp HaydarpaÅŸa Hayvan Hastanesi'ne götürdük, tedavi ettirdik. O köpek, her sabah dedemle birlikte trene gider, akÅŸam tam saatinde treni bekler, dedem inince mendilini aÄŸzına alıp peÅŸinden eve getirirdi. O köpeÄŸin saati mi vardı? Bu nasıl bir baÄŸdı?"
6. "Daha sonra, aynı köpek bir gün baÅŸka bir sakat köpekle birlikte geldi. Sanki, 'Beni tedavi ettirdiler, gel seni de götüreyim' der gibiydi. Onu da alıp hastaneye götürdük. O köpek de iyileÅŸtikten sonra, 15 günde bir bizi ziyarete gelirdi. Bu hayvanlarla iletiÅŸim, dedemden bize yansıyan bir lütuftu."
7. "Bir sohbet esnasında, bir serçe geldi ve cebime kondu. Öylece bana baktı. Bu nasıl bir ÅŸeydi? TavÅŸan yavruları peÅŸimden ayrılmaz, proje kağıtlarımın üzerinde gezerdi. Hayvanlarla enteresan bir iletiÅŸimimiz vardı."
8. "Bir gün ortaokuldayken dedem, 'Bakkal Hasan Efendi'nin oÄŸlu Selahattin'le görüÅŸmek istiyorum, çağırır mısın?' dedi. Ben Selahattin abinin nerede olduÄŸunu, telefonunu, adresini bilmiyordum. Sadece Adana'da oturduÄŸunu biliyordum. Tam kapıdan çıkıp onu aramaya giderken, köÅŸeyi döner dönmez Selahattin abiyi karşımda buldum! Bu nasıl bir sürprizdi? Demek ki dedem onun geldiÄŸini biliyordu."
9. "62 sene sonra, bir ilahiyat profesörü olan Abdullah Hoca ile karşılaÅŸtım. O, Selahattin abinin oÄŸluydu. Bana babasının hatırasını anlattı: Bir gece dedem rüyasına girmiÅŸ ve onu İstanbul'a çağırmış. O da hemen yola koyulmuÅŸ, ama Erenköy'e vardığında dedemi bulamamış, çaresizce aÄŸlayarak geri dönmeye karar vermiÅŸ. Tam o sırada, dedemin sesini duymuÅŸ: 'Selahattin, seni bekliyorum.' Dönüp bakmış, kimse yok. Sonra arka yollardan dolaşıp eve geldiÄŸinde benimle karşılaÅŸmış. İşte poligon (ölçüm devresi) o anda kapanmıştı."
10. "Babamın Adanalı doktor arkadaşı Hüseyin Amca, kanser ÅŸüphesiyle periÅŸan bir halde geldi. Dedem durumu öÄŸrenince, bana 18 maddelik bir liste yazdırdı; özel dualar ve yiyecekler. 'Bir hafta kimseye görünmeden bunları uygulasın' dedi. Hüseyin Amca Samsun'daki bir çiftliÄŸe gidip kayboldu. Bir hafta sonra çıkıp tahlil yaptırdığında, tümümörler yok olmuÅŸtu. Senelerce saÄŸlıkla yaÅŸadı."
11. "Dedem fotoÄŸraf çektirmeyi sevmezdi, ender izin verirdi. Bir gün balık tutmuÅŸ getirdim. 'Balığı nasıl tuttun?' diye sordu. Cevap beklemeden içeri geçti. Bu soru beni çok düÅŸündürdü. Sonra anladım: Balığı 'zoka' ile, yani yemle kandırarak tutmuÅŸtum. Kandırmak dinimizde yoktur. O günden sonra oltayla balık tutmayı bıraktım."
12. "Pazara gittiÄŸimizde, tezgahların önündeki en güzel ürünleri asla almazdı. 'Onlara nazar deÄŸmiÅŸ, fakir alamamış olabilir' diye, arkadaki çürükleri, ezikleri tercih ederdi. EllediÄŸi her ÅŸeyi mutlaka alırdı; 'Hakkı geçmiÅŸtir' derdi."
13. "Abdest alışı ve namaz kılışı, adeta bir 'tarif' gibiydi. Öyle hassas ve huÅŸu içindeydi ki, onu izleyerek abdestin ve namazın nasıl kılınacağını öÄŸrenebilirdin. Babam derdi ki: 'Rükudan secdeye zincir boÅŸanır gibi ineceksin.' Alnını yere koyuÅŸu, Rabbi karşısındaki acziyetini tüm benliÄŸiyle hissettiÄŸi andı."
14. "Camileri planlarken çok hassastık. Babam derdi ki: 'Bir cami, insana huzur ve huÅŸu duygusunu yansıtmalı. O duygu gelmiyorsa, orası matluba uygun olmamış demektir.' Modern malzeme kullanılabilir, ama kıbleye dönme mecburiyeti ve o manevi atmosfer asla göz ardı edilemezdi."
15. "Dedemin hayatı, tefekkür ve edep üzerine kuruluydu. Pazardaki halinden, hayvanlara ÅŸefkatine, namazındaki huÅŸusuna kadar her hali bir ders gibiydi. Onun yanında, 'Nereden geldik, nereye gidiyoruz?' sorusunun cevabını her an hissederdiniz. O, yaÅŸayan bir Kur'an ahlakıydı."