
M. Sami Kirazoğlu Hatıralar-2 | Mahmut Ustaosmanoğlu ve Medine
1. "Medine'de 40 sene yaşadık, Mekke'ye de sayısız umreye gidip geldik. Rabbim lütfetti, çok şükür. Orada yaşadığımız özellikle Medine'yle ilgili pek çok hatıra var. Bunlardan bir kısmı da, her gelişinde mutlaka görüştüğümüz, Çarşambalı Mahmut Efendi Hazretleri ile ilgili. Kendisini çok eskiden, İstanbul'da Erenköy'deki dedemizin evine sık sık ziyarete geldiğinden beri tanırız. Babamla da çok iyi ahbaplıkları vardı."
2. "Bir hac mevsimi, Efendi Hazretleri gelmiş ve beni çok aradılar. O sırada El-Huber'deydim, uzaktaydım. Hanıma ulaşıp haber verdiler. Hemen döndüm. 'Oğlum, bizi şu halden kurtar, bir dardayız' dediler. Meğerse kaldıkları otelde büyük bir sıkıntı varmış."
3. "Problem şuydu: Oteldeki tuvaletlerin yönü çok yanlış düzenlenmişti. Odaların bazısında tuvaletin arkası, bazısında da önü Kabe'ye veya Mescid-i Nebevi'ye dönüktü. Bu, o kadar hassas bir meseleydi ki... Üstelik hac mevsiminde Medine'de 400-500 kişilik bir gruba yer bulmak neredeyse imkansızdı. Mahmut Efendi Hazretleri de alafranga tuvalet istemiyordu."
4. "Çözümü ben önerdim: 'Efendim, müsaade buyurursanız, alafranga tuvaletlere hiç kimse önü veya arkası kıbleye gelecek şekilde oturmayacak. Yan oturacak' dedim. 'Yan otursun, ne mahsuru var oğlum?' dedi. Kabul etti. Hemen marangozlara gidip özel bir basamak yaptırdım. O basamağa çıkınca, alafranga tuvalet alaturka hale geliyordu. Sağlam, hem ahşap hem demirden bir düzenekti."
5. "Birkaç saat içinde hazırlayıp getirdim. Efendi Hazretleri o kadar memnun oldu ki, ettiği dua akıllara durgunluk veriyordu. 'Oğlum, bizi burada hac yapmaktan alıkoyacak bir dertten kurtardın' dedi. Allah'a şükür, Mekke'de böyle bir sıkıntımız olmadı."
6. "Başka bir hatıram daha var. Yine yurt dışındayken, Efendi Hazretleri'nin beni aradığını öğrendim. Hemen döndüm, ama onlar Medine'den ayrılmak üzereymiş. Otobüslere eşyalar yükleniyordu. Hemen yanına çıktım. 'Oğlum, neredesin? Kaç gündür buradayız, senin hasretinle yanıyoruz' dedi."
7. "Sonra yanındakilere döndü: 'Bakın, size ne demiştim? Mahmut gelmezse, ben buradan gitmiyorum, nereye giderseniz gidin, demiştim' dedi. Meğer ben gelmezse, kendisi birkaç kişiyle Medine'de kalacak, geri kalan grup ise programa devam edecekmiş. Vaktinde yetiştiğim için program bozulmadı."
8. "Üçüncü bir hatıram daha var, en çarpıcı olanı belki de. Yine Medine'deydik, Efendi Hazretleri geldi. Ancak bu sefer hasta olduğunu, yattığını ve Harem-i Şerif'e bile gidemediğini öğrendim. Bu, onun gibi bir zat için çok büyük bir şeydi. Çünkü ibadet aşkı ve azmi hayatımda gördüğüm en üst seviyedeydi."
9. "Ziyaretine gittiğimde, hiç kıpırdamadan, nefes alıp verişi bile belli olmayacak şekilde yatıyordu. Doktorlar gelmiş, serumlar bağlanmıştı ama durum kritikti. 'Bu işin manevi bir tarafı kaldı' dedim içimden. Hemen bir çare düşündüm."
10. "Harem-i Şerif'e gidip, o zamanlar ziyaretten sorumlu olan Şeyh Falih Efendi'yi buldum. Durumu anlattım. 'Efendimiz'in sandukası üzerindeki örtüden lütfederseniz, onu getirip başına koyalım, sonucuna bakalım' diye ricada bulundum. O da kimseye belli etmemek şartıyla bana bir parça verdi."
11. "Otele döndüm. Usule çok dikkat ettim; sağ elimle açtım, sol elimi arkaya götürdüm. Örtüyü mübareğin başına ve yüzüne hafifçe koydum, bir kısmını da göğsüne indirdim. Ve bir mucize gerçekleşti."
12. "Tam o sırada, yattığı yerden bir anda doğrulup kalktı! Hemen ellerine sarıldık. Ağlamaya başladı, o anlamıştı zaten. 'Efendim, müsaade buyurursanız, bu anın resmini çekeyim. Bu, çok kişinin hidayetine vesile olacak bir hatıra olur' dedim. İzin verdi ve o çok özel resmi çektim."
13. "Hemen ardından, bütün serumları ve bağlantıları söküp, abdest tazeledi ve doğru Harem-i Şerif'e gitti. Yanındakiler şaşkındı; 'Efendi kayboldu' diyorlardı. İşte Allah dostu olunca böyle şeyler oluyor. O hadiseden sonra da Allah uzun ömür verdi."
14. "Babamdan dinlediğim başka bir kerametli hadise de şuydu: Rahmetli babam ve beraberindekiler, Peygamber Efendimiz'in hücre-i saadetini ziyarete giderken, Mahmut Efendi Hazretleri birden durup, 'Arkadan Muzaffer Efendi geliyor, bekleyelim de beraber girelim' demiş. Normalde oraya gelme programı olmayan Muzaffer Efendi tam o sırada çıkagelmiş ve beraber ziyaret etmişler. Babam, 'İşte mürşid-i kâmil böyle olur' derdi."
15. "Son bir hatıra da Hicaz Demiryolu istasyonunun restorasyonuyla ilgili. Daha yıllar önce babam, 'O istasyonun projeleri Haydarpaşa Garı'nın bodrumundadır' demişti. Hiç aklıma gelmezdi. Restorasyon işi bize verilince, gidip o projeleri bulduk, mikrofilmini çektirdik. O istasyonu ve oradaki camiyi, o orijinal projelere sadık kalarak aslına uygun şekilde tamir ettik. O vagonlara çok duygulandım; senelerce hacı taşımış bu aziz vagonlar... Keşke yeniden hizmete girseler diye içimden geçirdim."